Giriş

“Selçuklular , kültür ve edebiyat adamlarını yoksulluk vadisinden ve çölünden kurtarıp , onların yüzünü dünyayı aydınlatan güneş gibi ağartıp her isteklerini geçerli kılmışlardır.”
İBNİ BİBİ , SELÇUKNAME * (SF: 13)
‘Selçuklular’ın Orta Asya’da, Türkmenistan’da, İran’da, Türkiye’de de Sivas ve Kayseri’den Alanya’ya kadar pek çok yerde, pek çok sarayı vardır. Ancak bir ‘campüs’ gibi yapı topluluğu, yani külliye şeklinde oluşturulan bu saraylardan yalnız Kubad Abad‘ın, site planı ve bezemeden yapı alanına kadar, özelliklerinin çoğunu ortaya çıkarmakta ve önemli ölçüde tanımaktayız.
Saray, başta yöneticiler olmak üzere toplumun üst kesimlerinin zevk-u sefa yuvası değildir. Kuşkusuz o da var, ancak saray, politikadan felsefeye, entrikadan kalkınma projelerine, silahşörlükten aşk, eğlence ve sanata kadar her alanda, eski çağ ve orta çağ toplumlarının tüm beceri ve yaratışlarının en üst düzeyde gerçekleştiği bir kurumdur, aynı zamanda önderlerin ve üst kesimin eğitildiği bir akademi gibidir. Bu yüzden sarayı tanımak, bir kültürü en yüksek şekilde tanımaktır.’ * (sf:13)
Yapılışı ve Kısa Tarihçesi
“Selçuklu çağı’nın ünlü tarihçisi İbn-i Bibi, Kubad Abad’ın kuruluşunu şöyle anlatıyor: ‘Alaaddin Keykubad Antalya-Alanya seferinde , o zamanki adıyla Buhayre-i Gurgurum yani bugünkü Beyşehir Gölü kıyısında konakladı. Burada , süt gibi tatlı suyu yeşil bir göl vardı. Üzeri kadifenin kıvrımları gibi dalgalarla dolu göle hayran olan sultan, Mimar Saadeddin Köpek’e, güzellikte cennete benzeyecek bir saray yapmasını buyururken, parlak zekasıyla binanın planını çizerek onun üzerinde açıklamalar yaptı ve sarayı resmetti. Onun üzerine bulunan, kemerin kavisi yüksek göğün çatısıyla yarışan, çok süslü, geniş ve çok eşyaya sahip olan köşkleri kısa bir zamanda sultanın emrine uygun olarak yaptı” (İbn-i Bibi , 326-363) * (sf:43)



Kubad Abad Külliyesinin Yeri
“Beyşehir Gölü’nün güneybatı kıyısında, torosların bir kolu olan Anamas Dağları’nın eteklerindeki küçük alüvyon ovasında , göle doğru çıkıntı yapan kayalık tepe ile toprak tol denen bronz çağı höyüğü çevresine yayılan bir külliye, bir site harabesidir. Eski adıyla hayran, bugünkü adıyla Gölkaya denilen, Beyşehir’e bağlı beldenin 3 km. Kadar kuzeyindedir.”
*(sf: 48)

Kubad Abad Sarayı Ve Kazı Çalışmalarının Kısa Tarihçesi
Kubad abad sarayı külliyesi (1220-1236) yıllarında hüküm süren Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubad tarafından (1235-1236) yıllarında Beyşehir gölü civarında yaptırılmıştır.
Kubad Abad Sarayı’nın Beyşehir Gölü civarında olması gerektiğine ilk işaret eden İbrahim Hakkı Konyalı ve Prof. Dr. Osman Turan’dır. Konya müze müdürü M.Zeki oral 1949 yılında Kubad Abad’ın yerini bulmuş ve 1952’ de bu bölgede sondaj ve kazı çalışmalarına başlamıştır. Kazılar 1965 ve 1966 ’da Prof. Dr. K.Otto Dorn’un ve 1967’de Mehmet Önder’in araştırmalarıyla yol katetmiştir. 1980 yılında Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlığında başlayan “Beyşehir, Kubad Abad Selçuklu Saray Sitesi Arkeolojik Kazı ve Onarım Çalışmaları” halen sistemli şekilde Prof. Dr. Oluş Arık’la birlikte devam etmektedir.
Kubad Abad Sarayı Çini Figürleri
“İbn-i bibi, kubad abad hakkında yazarken bunları söylüyor: ‘ …duvarlarının güzelliği kıskançlıktan gökkuşağının rengini solduran, firuze ve lacivert renklerdeki döşemeleri …’ büyük sarayın duvarlarını süsleyen göz kamaştırıcı firuze (turkuvaz) , lacivert çiniler onun tanımına çok uygundur.
Selçuklu sanatında yalnızca saraylarda kullanılan ve mimariye renk katan zengin figürlü çinilerin yaratıcıları, güçlerini simgeler dünyasıyla birleştirerek Selçuklu resim sanatının dinamizmini ve estetiğini oluşturmuşlardır.” *(sf: 73)

Kubad abad sarayı , dillere destan sekiz köşeli yıldız ve haç biçimli duvar çinleriyle donatılmıştır. Anadolu selçuklu sanatı insan tasvirleri hakkında bilgi veren bu çinilerin çoğunluğunda ağırlıklı olarak “türk oturuşu” olarak anılan bağdaş kurup oturmuş sultan ve saraylıların tasvirlerine yer verilmiştir.
Bazılarında da hasbahçe ve cennet bahçesine ait av hayvanları ve sultanı simgeleyen çift başlı kartalın göğsünde “es sultan”, ”el muazzam”, ”es saadet” yazılıdır. Sitilize bitki motifi olarak sembolik anlamlar taşıyan hayat ağacı, lotus çiçeği ve haşhaş gibi bitkiler yer almaktadır. Kubad Abad Sarayı Çinileri’nde kullanılan tüm minyatürler Selçuklu simgeler dünyasını yansıtan ikonografisiyle birlikte sembollerle yüklü bir masal atmosferi oluşturmaktadır.
BAĞDAŞ KURAN FİGÜRLER:
“Kubad abad’ın insan figürlü çinilerde konu bakımından en geniş grup cepheden görülen ve ‘türk oturuşu’ diye ün salan biçimde bağdaş kurarak oturan sultan ve saray ileri gelenlerin tasvirleridir…*( sf:132)
“.her iki saray binasında da bulunan çinilerde işlenen insan figürlerinin cinsiyetini anlamakta zorluk çekiyoruz. Uzun saçlı ve sakalsız olabiliyorlar. Orta asyada ‘da da yiğit türk delikanlılarının uzun saç bıraktığı biliniyor. Uygur ve abbasi resimlerinde görülen bu uzun saç modası ,daha sonra selçuklularda ada orteya çıkmakta, onlar aracılığıyla başka ülkelere de yayılmaktadır..” *(sf:138)
“…bağdaş kurup oturan figürler, 9.yüzyıl abbasi lüsterseramiklerinde görüldüğü üzere, ellerinde çoğu kez nar ve haşhaş meyvesi veya dalı gibi simgesel bitkiler tutar. Bunlar
Sonsuz yaşamı ve cenneti simgelemektedir…”*(sf: 134)
“her iki saray binasında bulunan bağdaş kuran figürler kompozisyon bakımından birbirine benzer. Çoğu çininin tam ortasında yer alır. İki yanlarından nar ve haşhaş meyvesiyle çerçevelenirler… kimisi yan durarak oturmuş, hemen hepsinde başlar 3/4 cepheden işlenmiştir. Bu oval yüzlü dolgun yanaklı, iri badem gözlü ufak ağızlı tipler, ana çizgileriyle orta asya türk tipini temsil ederler…” * (sf: 134-136)

“Bağdaş kuran figürler , sır altı. Kubad abad ,büyük saray. Karatay” *(sf: 134)
“ellerinde hayvan taşıyan figürler , av partilerini tamamlayan eğlence ve ziyafet için hazırlık yapan hizmetkarlar olsa gerek.” * (sf:138)


“Saray çinilerindeki avcı kuşlardan, diğer hayvanlara kadar hepsi bu ava elverişli has bahçenin kadrosunu simgeliyor olmalıdır.” *(sf: 87)



“Bu cennet ortamda her çeşit hayvanın dolaşmış olduğu kesin. Kuşkusuz yalnız bunlar şimdiye kadar gözden geçirdiğimiz kuşlardan ibaret değildi. Bu ormanların ve çevrenin sahipleri olan sayısız dört ayaklılar da vardı. Gerçekten burada kendi dünyalarında yaşıyor herhalde hoplaya zıplaya etrafta koşuyorlardı. Bugün artık yoklar yalnız kubad abad çinilerinde bize bakıyorlar. Ne mutlu ki selçuklu resim ustaları onları zamanında gerçek dünyalarından alıp sarayın masal dünyasına sokmuş. Onların sayesinde bölgenin kurtlar ,tilkiler, tavşanlar, keçiler, yaban eşeği, yabani at gibi sakinlerini seyrediyoruz. Bu topluluğun dışında figürler de var. Biri insanın onları avlamasına yardımcı olan köpek , diğeri bu işi kendi yapan aslan. “
*(sf: 107)

“Aslan Kralın Gururlu Yalnızlığına Karşı, Avcıların Yardımcısı Köpek, Yine Her Levhada Bir Tane Yani Tek Başına Olmakla Birlikte Aslan Gibi Şişinerek Bize Seyirciye Değil, Haber Vermek Veya Emir Almak İçin Arkaya , Sahibine Bakarken Görülür” *(Sf: 108)

“SAYISIZ YUMURTALARI NEDENİYLE BALIK BOLLUK, BEREKET SİMGESİDİR” *(Sf:119)


“Siren (simurg, harpi ) başı insan , gövdesi kuş olarak tasvir edilen bir yaratıktır. Olağanüstü güçlerini bizi korumak için kullanır. Orta asya’da “tuğrul” da denen kaf dağında yaşayan bu masal yaratığı, islami destanlarda çaresizlere yardıma koşan melek olarak yer tutmuştur.”* (sf:120)

“Sfenksler, olağanüstü güçleriyle sirenler gibi sarayı düşmandan, kötülük ve hastalıktan korumaktadır…sfenksin gövdesi aslan ,başı insandır . Üstelik kanatları da vardır.“ *(Sf:123-125)

Çift başlı kartal sultanı simgelemektedir. Göğsünde yazan es sultan , el muazzam , es saadet alaaddin keykubad’ ın ünvanlarıdır.


(*)RÜÇHAN ARIK
“KUBAD ABAD SELÇUKLU SARAY VE ÇİNİLERİ”
(TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINI –İSTANBUL-2000)